Oruç: Ruhumuz Doymadıkça, Bedenimizin Aç Kalması Nâfiledir

Oruç: Ruhumuz Doymadıkça, Bedenimizin Aç Kalması Nâfiledir

Tarih:     26.02.2026
Zaman: 22:30

Oruç: Ruhumuz Doymadıkça, Bedenimizin Aç Kalması Nâfiledir

Oruç: Ruhumuz Doymadıkça, Bedenimizin Aç Kalması Nâfiledir
Oruç denince çoğumuzun aklına ilk olarak “yemek yememek” gelir. Oysa oruç; sadece midenin değil, niyetin, dilin, gözün, kalbin ve aklın da terbiye edilmesidir. Çünkü ruh açken bedenin aç kalması, insanı sadece yorar; ama dönüştürmez. Açlık tek başına ibadet değildir; ibadeti ibadet yapan şey, içindeki bilinç ve taşıdığı anlamdır.

Beden aç kaldığında sabır öğreniriz; ama ruh doymazsa sabır kibire karışır, “Ben tuttum” diye övünmeye dönüşür. Dil oruçlu değilse, iftara kadar birikmiş açlık; kırıcı sözlerle, dedikoduyla, hakaretle boşa akar gider. Göz oruçlu değilse, harama kayar; kulak oruçlu değilse, kalbi kirleten seslere açık kalır. İşte o zaman beden açtır ama nefis tok… Ve nefis tokken oruç hedefini şaşırır.

Ruhun gıdası; merhamettir, şükürdür, tevazudur, affetmektir. Oruç bize “azaltmayı” öğretirken aslında “çoğaltmayı” amaçlar: Sabır çoğalsın, empati artsın, kalp yumuşasın, bencillik azalsın. Bir lokmayı erteleyebilen insan, bir öfkeyi de erteleyebilmeli. Bir bardak suyu bekletebilen insan, bir kalbi incitmeyi de durdurabilmeli. Aksi hâlde açlık, sadece saat hesabına dönüşür.

Ramazan; midemizin değil, vicdanımızın takvimidir. Aç kalarak açın hâlini anlamayan, susuz kalarak susuzun duasına kulak vermeyen, kendini tutarken başkasını yakan bir öfkeye sarılan insan; oruçtan geriye sadece “yorgunluk” bırakır. Halbuki oruç, içimizdeki taşları eriten bir rahmet mevsimidir. İnsanın içi yumuşamazsa, dışı ne kadar disiplinli görünürse görünsün, o disiplin bir kabuktan ibaret kalır.

Peki ruhu nasıl doyururuz?
    •    Niyeti tazeleriz: “Sadece aç kalmayacağım; kendimi tutacağım.”
    •    Dili koruruz: Kırıcı cümleleri susturur, duayı çoğaltırız.
    •    Kalbi temizleriz: Kin biriktirmeyiz; helalleşmeye yaklaşırız.
    •    Paylaşırız: İhtiyacı olana uzanan el, orucun bereketini büyütür.
    •    Şükre döneriz: Sahip olduklarımızı fark ettikçe, açlık bir şikâyet değil, bir idrak olur.

Oruç aslında bize şunu fısıldar: “Sen sadece ekmekle yaşamazsın.” Ekmek bedeni ayakta tutar; ama insanı insan yapan ruhun doymasıdır. Ruh doyarsa, açlık bile huzura dönüşür. Ruh doymazsa, iftar bile boşluk bırakır.

Öyleyse orucu bir “açlık yarışı” gibi değil, bir “arınma yolu” gibi yaşayalım. Çünkü ruhumuz doyurmadıkça, bedenimizin aç kalması nâfiledir. Ve gerçek iftar; sadece sofrada değil, kalpte açılan bir kapıdır.


— Şahin Avcı " Söz biter, Yankısı kalır."

 

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ